İLGİLİ HAYAT

  • 11/5/2008 - Anne!
  • Ekmek oldun, Su oldun, Emek oldun,

    Yorgan oldun, Kanat oldun, kol oldun,

    Ne yoruldun ne tükendin nede soldun.

    Yalnızlığımda biricik dost,

    Derdimi paylaştığım arkadaş,

    Ağrılı yanıma ilaç,

    Yanık yerime merhem oldun.

    Her nereye gitsem arkamdan el sallayan tek can sen oldun...

    Benim için titreyen, aç kalan, üşüyen, canını canıma vakfeden annem;

    Bir gün arkandan el sallayacağımı düşünemedim…

    Bu kez de Yıkılan ve üşüyen ben oldum.

    Sen gittin ya! Bunca yaşıma rağmen terkedilmiş bir çocuk gibiyim.

    Yalnızlar kasabasına göç ettim ama unutmayı öğrenemedim anne.

     

    Of anne of…

    Tadı kahır, tuzu kahır dünyada mutlulukla el ele dolaşamadın…

    Damarlarındaki korkunç fırtınaları, İçindeki sokakların sessizliğini,

    Ruhundaki anlamsız sıkıntıları yavrularına hissettirmedin.

    Hüzün damlaları odamıza damlamaya çalıştığında pencere oldun

    Bazen dalıp gittin çok uzaklara…

    Neye bakıyorsun, kimi bekliyorsun diye sorduğumda: Neye baktığımı, kimi beklediğimi bende bilmiyorum derdin.

    Galiba anlıyorum bende şimdilerde anlamsız bakışlar ve anlamsız beklemelerle avunuyorum.

    Yüreğinde kavuşma ihtimali hiç olmayan umutların oldu

    Yinede bile bile umutlarla evcilik oyandın… Ve kavuşamadan vuslatlarına gittin…

    Belki de kavuştun!

    En az küçüklüğümdeki kadar sana ihtiyacım var!

    Çoğu kez Acılarla savaşma gücümü kaybediyorum…

    Aklıma sen geliyorsun

    Ne güçlüymüşsün anne!

    Şuan yüreğimin yüreğine yaslanmasına o kadar çok ihtiyacım var ki!

    Sana gün yüzü göstermeyen ahşap kokulu evimizdeyim. Çocukken oturduğumuz odada ve senin tahta divanda oturduğun yerde oturuyorum. Cuma geceleri işte tam burada senin yasin okumaların aklıma geldi. Söz geçiremedim gözyaşlarıma, ağladım!

    Oysa seninle ilgili ne güzel hayallerim vardı. Olmadı, yapamadım…

    Bir acı var anne! Sürekli fire verdiren bir acı! Sol yanımda…

    Belki de adam gibi bir evlat olmasını beceremediğim için,

    Belki de senin adına hayal ettiğim güzellikleri yaşatamadığım için,

    Yaşarken, sana şuan ki duygularım kadar kıymet veremediğim için,

    Karanlık iklimlerine ılık meltemler gibi esemediğim için,

    Vicdanımın beni affetmiyor. Sen affet beni anne!

    Geçen gün avucumun içini inceledim,  

    Benimde hayat çizgim senin ki gibi kısa…

    Dönüşsüz yolculuğa erken kesilmiş gibi biletim…

    Hayatın derin karanlıkları beni içine çekiyor,

    Yavruna cennet ışığından bir tutam nur gönder…

    Yalnızım ahşap kokulu evde,

    Dışarıda yağmur var! Üşüyorum!

    Avuçlarında biriktirdiğin dualarına ihtiyacım var anne!

     

     

    Desem ki Kalemim yaşlandı kelimelerimin saçlarına aklar düştü,

    Desem ki bu aralar hayat beni çok yordu,

    Desem ki şefkat dolu bir dokunuşa hasretim,

    Ve desem ki şuan sana çok ihtiyacım var,

    Gökten elini uzatıp tutar mısın elimi anne!

    Seni çok seviyorum

     

    CANIM ANNEMİN VE TÜM ANNELERİN “ANNELER GÜNÜNÜ” KUTLAR

    SAYGILARIMI SUNARIM

     

     

    Mehmet Orhan DURDU

     

     

     

    Sevgili arkadaşımın duygularını paylaşmak istedim kendisinin yüreğine sağlık...Bütün annelerin anneler gününü kutluyorum...

    Yorum ( 7 ) :: Bağlantı

  • 27/4/2008 - SEVGİ EMEKTİR…
  •  

     

    Koskoca bir bahçede harikulade çiçekler içinde bir papatya..Ve papatya aşık olmuş, yanmış tutuşmuş Ak sakallı bahçıvana..Bir ümit bekliyormuş. Yüzlerce çiçeğin arasından Onunla, sadece onunla saatlerce ilgilensin.. Buz gibi suyunu sadece ona döksün istiyormuş.. Sadece ona değsin makası, Sadece ona gülsün dudakları.. Kıskanıyormuş bahçıvanı,Kırmızı güllerden, Sarı lalelerden, Mor menekşelerden..Zambaklardan...Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş, Bembeyaz yapraklarını.. Bir gün, Aşkı öyle büyümüş ki.. Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş.. Eğilivermiş boynu..Toprağa bakıyormuş artık.. Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş Ayaklarını görüyormuş..Buna da şükür diyormuş.. Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek.. Zaman akıp gidiyormuş..Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş.. Ne var sanki boynumu kaldırsa Bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş.. Ve işte bir gün.. Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış.. İncecik bedenini ellerinin arasına almış..Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya.. Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı.. Hala göremiyormuş onu, Ama bedeni kurtulmuş.. Uzun bir müddet sonra, Bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye.. Gelen giden yokmuş.. Kahrından ölecekmiş papatya..Ama işte bir sabah... Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış.. Derin bir oh çekmiş.. Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş.. Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüş.. Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş..Başka birisiymiş.. Adamın elinde bir de makas varmış.. Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru..Ne güzel açmışsın sen öyle demiş.. Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış..Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarısıymış.. Ama gövden seni taşımıyor demiş. Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış..Ve bir hamlede başını gövdesinden ayırmış.. Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini.. O ak saçlı, ak sakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış..Birde o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş.. Ve o an anlamış, neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini..O her şeye rağmen, papatyaya emek vermiş.. Ona hiç bir zaman güzel olduğunu söylememiş, Ama onu aslında hep sevmiş.. Papatya anlamış artık..Sevgi, emek istermiş...Yere düştüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini..Teşekkür etmiş ona içinden..Son yaprağında kuruduğunda, Biliyormuş artık..
    Gerçek sevginin,söylemeden, yaşamadan, ve asla kavuşmadan var olabileceğini...                                             

                                                    ALINTI          

    Yorum ( 11 ) :: Bağlantı

  • 12/4/2008 - Merak sınır tanımıyor...
  • Merak sınır tanımıyor



    Yeryüzünün derinliklerini, gökyüzünün sonsuzluklarını bilmek için


    sürekli arıyor, araştırıyor.


    Meselâ, ay yüzündeki lekelerin anlamını çözmeye çalışıyor.


    Güneşteki patlamaları zamanından önce haber veriyor.


    Fırtınayı, hortumu olmadan biliyor.


    Depremi, vaktinden önce bilmeye çalışıyor.


    Gece, gündüz, hangi gezegenin nerede, nasıl ve ne durumda bulunduğunu ilmen açıklıyor.


    Yıllar önceden, ayın, güneşin ne zaman doğup, ne zaman batacağını hesaplıyor.


    Denizlerin gel-gitlerini, karaların heyelan tehlikesini tahmin ediyor.


    Kısacası, kainatta meydana gelen büyük küçük bütün olayları merak ediyor, araştırıyor, irdeliyor.Sonuçta da anlıyor, biliyor, açıklıyor. Bilgisine göre tedbirler alıyor.


    Ancak, ayın yüzündeki lekeleri araştıran insanın, yanıbaşındaki sevgilerin lekelenmesini, gölgelenmesini farketmemesi nedendir?


    Güneşteki patlamayla igilenenlerin, meselâ patlamak üzere olan eşlerini, çocuklarını farketmemesi ne garip değil mi?


    Tabiatı sarsan, tahrip eden fırtınayı, hortumu haber verenler, ailesini sarıp sarsan sevgisizlik fırtınalarının, şefkatsizlik hortumlarının gelişini nasıl anlayamıyorlar?


    Depremi önceden bilmeye çalışanlar, gönüllerde kırılan manevî fay hatlarına ilgisiz kalabilirler mi?


    Bir uzay araştırmacısı, arkadaşına övünüyormuş:


    “-Bak Azizim, ben şimdi, gecenin bu vaktinde, hangi gezegen nerede, nasıl, ne durumda bilebilirim.”


    Arkadaşı bilge bir adammış.Onun bu övünmesini takdirle karşılayacağına, şu çok anlamlı cevabı vererek susturmuş:


    “- Uzay boşluğundaki yıldızların, gece karanlığında bile, nerede ve ne durumda olduğunu bilen arkadaşım, acaba şimdi yetişkin kızının, oğlunun, nerede ve ne durumda bulunduğunu da biliyor mu?”


    Hiç beklemediği bu karşılık, inşaallah araştırmacımızı düşündürmüştür.


    Beni düşündüren ise, bizlerin gözümüzü hep uzak noktalara dikmiş olmamızdır.


    Dikkatini hep uzaklara odaklamış olanlar, yanıbaşlarında olup bitenleri farkedebilirler mi?


    Meselâ, Dünyada olup bitenleri merak ettiğimiz kadar; evimizde eşimizle, ya da işyerimizde ortağımızla daha iyi ve kavgasız geçinmeyi merak ediyor muyuz?


    Eğer, bizi az ilgilendiren şeyler kadar, çok ilgilendirenleri de merak edip düşünsek, geçimsizlik ve kavga çıkmaz.


    Ay ve güneşin yüzündeki lekeleri anlamaya çalıştığımız kadar, sevdiklerimizin yüzlerinde biriken sevgisizliği anlamaya çalışsak, kırgınlıklar, kızgınlıklar ve ayrılıklar kalmaz.


    Magazin programlarının dedikodulu saatleri kadar, aile sohbetimiz, arkadaş muhabbetimiz olsa, dünyamız sevgi dünyası haline gelir.


    Gözümüz, hep uzaklara dikiliyor.


    Özümüz, yakınlarımızdan kopuyor.


    Ülkeyi kurtarmaktan da öte, dünyayı kurtarmaya talip oluyoruz. Ancak elimiz kısa, gücümüz az, ömrümüz gelip geçici...


    Fakat elimizin altında bulunan gönüller var. Biz, öncelikle o gönüllerin kurtarılmasından sorumluyuz. Madem ki acıyan bir vicdan sahibiyiz. Madem ki, kurtarmayı seviyoruz. Öyleyse bırakalım, uzanamayacağımız uzak ufukları. Önce, en yakınlarımıza bakalım. Elimizi ve gönlümüzü onlara uzatalım.


    Ziya Paşa’nın deyimiyle, yeni yetme bir çok müneccim, yıldız aramak için kafasını hep gökyüzüne dikmiş de, yol üzerindeki kuyuları görmezleşmiştir.


    Gökte yıldız arayıp nice turfa müneccim


    Görmez kuyuyu kendi rehgüzerinde.


    Sevgi insanı, önce kendine, içine, yüreğine bakar.


    Sonra en yakın çevresine, eşine, evlâdına, akraba ve dostlarına... Elbette bütün insanlık dünyasından da sorumludur insan, ama, kendi evi harap olan, başka evleri imar edemez. İçini düzeltemeyen ailesine çeki düzen veremez. Ailesinde sağlam ve güçlü olanların başkasına faydası da çok olur.


    Öyleyse, sevgi insanı sıralamayı şaşırmamalı, gözünü hep uzak ufuklara dikmemeli, daha sık ve daha çok önüne, çevresine ve yakınlarına bakmalıdır.


    Zira, ancak ayağını yere sağlam basanlar, ufukları güven içinde görebilirler.



    Vehbi Vakkasoğlu

    Yorum ( 13 ) :: Bağlantı

  • 2/4/2008 - İncitmeyecek kadar uzak
  •  

     

    İncitmeyecek kadar uzak, üşümeyecek kadar da yakın olabilmek…



    Eski zamanların dondurucu bir kışından bütün hayvanlar çok etkilenmiş, büyük kayıplar vermişler.



    Ama en çok kayıp veren kirpilermiş.



    Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri yok, kendilerini sıcak tutması zor olan dikenleri var.



    Bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi toplanmış, çözüm aramaya başlamış.



    Tartışa tartışa, nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına, birbirlerine yakın durarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş.



    Böylece kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak, aralarındaki hava tedavülünü önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış .



    İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler.



    Ama başka bir problem çıkmış ortaya.



    Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından yaralanmalar gerçekleşmiş.



    Daha sonraki gece yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu seferde donmalar meydana gelmiş.



    Ne var ki, her gece kâh uzaklaşa kâh yakınlaşa, deneye yanıla birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın, ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler.



    KISACA ;



    Bizim de uzun dikenlerimiz var.



    Bunlar hayata karşı filtrelerimiz.



    Bazen faydalı, bazen de zararlı.



    Çoğu zaman, kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza.



    Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza.



    Ne var ki, sıcaklık ancak yakınlaşmakla mümkün.



    Birbirini incitmeyecek kadar uzak,


    hayatın soğuk zamanlarında üşümeyecek kadar da yakın olmayı öğrenenlerden olabilmek dileğiyle..

     

     

    Bilvanis.Net...

     

     

     

    Yorum ( 16 ) :: Bağlantı

  • 20/3/2008 - Sevgiler...
  • SEVGiLER KERE SEVGiLER


    Sevgiler umut,umit,hasret özlem
    Sevgiler yaşam
    Sevgiler sevgi dolu olanlar
    Sevgiler küçük bir çicekten ağaclara
    Sevgiler güneşten Ay'a
    Sevgiler doğan güneş ile okunan ezana
    Sevgiler batan güneş ile kaşığa dolan çorbaya
    Sevgiler yeni doğan bebeğe
    Sevgiler ilk yağan kara, yağmura
    Sevgiler çesmeden akan suya nimete


    Sevgiler ilk aşka, bakışa, sevgiye
    Sevgiler yeni kurulan yuvaya
    Sevgiler yeni başlayan dostluğa
    Sevgiler keşiflere, buluşlara, yaklaşımlara
    Sevgiler günaydın ile başlayan ilk tebessümlere
    Sevgiler sevgiyi tüm benliği ile sunanlara
    Sevgiler sevgileri kelimelere sığdıramayanlara
    Sevgiler tüm güzelliklere
    Sevgiler Sevgilere
    Sevgiler kere Sevgilerle

     

    hayatın acımasızlığı karşısında
    sevgi yolunda koşmak, Sevgi,saygı ve hoşgörüye yaklaşmak bu kadar zormu?
    Canlı sevgi ve saygı ile beslenir, büyür karşımıza çıkar,
    işte doğanın hayatın güzelliği burda, kavgasız savaşsız büyüyecek olan
    bebekler geleceğin, insanı demektir.
    Sevgi ismi Sevgi, ne kadar güzel bir kelime anlamını biliyormusunuz?
    Yaşanabilir tüm güzellikler işte bu güzel kelimede saklı
    Sevgisiz çiçek, sevgisiz bebek bize ne verebilir
    Bosluk!

     

    Bu bosluğun yerini sevgiyle dolduralım mutlu bir yaşam insanı sonsuzluğa
    sürükler,
    Hayat seni tüm acımasızlığına rağmen
    Çok Seviyorum...

     

     

    Erdoğan Boz

     

    Yorum ( 8 ) :: Bağlantı

    Hakkımda

    HAYAT İKİ BEYAZ ÖRTÜNÜN ARASINDA GEÇEN ZAMANDIR..BİRİSİ KUNDAK BİR DİĞERİ KEFEN.O BEYAZLARIN ARASINDA BEMBEYAZ BİR HAYAT YAŞAYABİLMEKTİR ÖNEMLİ OLAN.

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • RSS

    Kategoriler

    Kategori yok



    Create a Lava Lamp





    More Cool Stuff At POQbum.com

    Arkadaşlarım

  • ahsen50
  • yasemin50
  • hisli
  • fuadyusufoglu
  • Ebrar67
  • sohbetsevenler
  • ahsennur
  • annemmutfaktatv
  • teknikpcdersleri
  • sivist
  • nurtenbegendi
  • orgucafe
  • ozlemlehayat
  • fatma46
  • balina35
  • baharhabercisiyim
  • koyukahve
  • ozdencana
  • Kalbiminkalemi32
  • drsalih
  • 1964anne
  • ilknur1959
  • beyhanli
  • tugbakbeyinan
  • laberri34
  • uzakdost
  • gocmenkizi
  • erhantigli
  • tercanli
  • sariakasya
  • kesintisizguckaynagi
  • nazifeninorguleri
  • FATIMA
  • 2563
  • imrenceyiz
  • anemon3560
  • ahmetyazar
  • dilekmine
  • hulyaren
  • psikolojist
  • metekan
  • farenjitnedir
  • sados
  • erdoganboz
  • fatihinsatirlari
  • azmavi
  • dingorevlileri
  • scorpionman
  • LeyL67
  • kardelen2525
  • kardelenn06
  • sevgiyleyolculuk
  • ananeninkuzusu
  • aferimbana
  • nurdostu
  • sevgikelebegim1
  • BILGENUR
  • almulaca
  • 1demethuzun
  • gerceksevda
  • ozguluntarifleri
  • 290405
  • illedeyemek
  • balsultan
  • begonya35
  • cicilerimizvebiz
  • demetinevi
  • blogcuabla
  • mahurbeste75
  • beyzaca
  • nasibim
  • yurtseverbirlik
  • mutlulukdefteri
  • CILGINOGRETMEN
  • benimdunyam80
  • yesilmutfak
  • Kardelensiz
  • aceba06
  • ezgim3
  • enessozgen06
  • seherimsin
  • nasmina
  • anne66
  • refah
  • musateker
  • rufeydem
  • mehmetorhandurdu
  • kaprislikalp
  • arsslanbey
  • islam34
  • saclariniz
  • morbeyaz1
  • partner35
  • sehitermehmet
  • nurtenseyyal
  • nazifeninsofrasi
  • guzellikk
  • gulunorguleri
  • rengarenktaki
  • bennur76
  • sevgiylekalin
  • hamdivehusnucan
  • caferose
  • bereketsofrasi
  • fiberoptikci
  • YasakSokak
  • adihasret24
  • sarmasikgullerim
  • hakdost
  • isterimbanane
  • sadeceelif
  • lila3535
  • mehmetcelik12
  • seckinceorguler
  • enpopuler
  • odevdunyasi12
  • 1icikprensesiyim
  • anemonunmutfagi
  • bebenaz
  • karakalemlerimiz
  • evtasarimi
  • kavaklidere
  • bayramsekeri
  • webmasterkaynaklari
  • meleksoylu
  • bakimliyiz
  • zeynaa
  • SessizCigliklarim
  • Sayfa: 1 - Toplam: 5
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa